Süleyman Baş'la Röportaj 2

Süleyman Baş’la Röportaj

Süleyman Baş'la Röportaj 7Polisiye Durumlar: Merhaba Süleyman Bey. “Kan Rüyayı Bozar”  adlı son polisiye romanınız geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu kitabınızın yazılma ve yayınlanma serüveninden kısaca söz eder misiniz?

Aslında ilk kitabım Ölülere Güvenme daha basılmadan önce ikinci kitabımın da hatırı sayılır bir kısmını tamamlamıştım. Ölülere Güvenme 2016 yılında bittiği halde üç yıl sonra yayınlanabildi. 2016 yılında Kan Rüyayı Bozar romanına başladım. Yazımı üç yıl kadar sürdü. Zira geçimimi farklı işlerden sağladığım için yazarlık benim için yalnızca boş vakit bulabildiğim zamanlar içinde sürdürdüğüm bir faaliyetti. İlk kitabın basım sürecine yoğunlaştığımdan dolayı, Kan Rüyayı Bozar’ın romanlaşma sürecini de ertelemek zorunda kaldım. Bu sebeple ancak 2022 yılında yayınlatabildim.

Polisiye Durumlar: “Kan Rüyayı Bozar”ın konusu nedir? Bundan da biraz bahsetmenizi rica etsek?

Roman oldukça uzun ve iç içe geçmiş pek çok konu var ancak kısaca şöyle bahsedebilirim: Cinayet Büro memuru Doğa bir gece heyecan ve korku karışımı bir duyguyla odasında uyanınca, içinde bulunduğu anormal durumu açıklayabilmek amacıyla gün içinde yaptıklarının muhasebesini tutar. Uzun zamandır psikolojisi bozuk olan ve uyuşturucu maddelerin de etkisiyle hafızasını toparlamakta güçlük çeken genç adam psikiyatra gittiğini, oradan bir kafeye uğradığını, bir falcının ısrarı üzerine fal baktırdığını ve kadının geçmişi hakkında kimsenin bilmediği bazı sırlarını açığa çıkardığını anımsar. Doğa falcının bu esrarengiz yeteneği üzerine kafa yorarken, gelecek hakkında da kendisini uyaran kadına ne denli itibar edebileceğini düşünür. Bu esnada telsizinden bir cinayet işlendiği anonsunu duyar ve olay yerine gittiğinde şaşkınlığı büsbütün artar.

Emniyet müdürü babası ile ilgili problemleri olan ve Doğa ile tanıştıktan sonra onu cinayet büroya aldıran baş komiser yardımcısı Arzu Ünal, en yakın dostunun uyuşturucu ve alkol bağımlısı olduğunu öğrenir. Büroda herkesin diş bilediği Doğa’nın cinayetin keşfinden sonra garip hareketlerine anlam veremeyen Arzu, bir yandan arkadaşına yardım etmeye öte yandan cinayetin izini sürmeye başlar. Her bir adımda öğrendikleri Arzu’yu sır gibi korunan bir gerçeğe doğru sürüklerken Doğa ise mazisi hakkındaki gerçeği öğrenmek için hem Arzu ile birlikte hareket etmek hem de bu gerçeği ondan gizlemek zorundadır.

Polisiye Durumlar: Romanınızdaki belli başlı karakterleri okurlarımıza biraz tanıtır mısınız? Onları yaratırken gerçek ya da kurgusal karakterlerden esinlendiğiniz oldu mu?

Gerçek ya da kurgusal karakterlerden esinlenmedim ancak kitaptaki karakterler hem yaşantım içindeki insanlardan hem de okuduğum hikâye ve romandaki karakterlerden bazı özellikler almış olabilirler ister istemez. Bunun dışında ne karakterlerin ne de romanda yer alan hikâyelerin gerçek yaşantıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.

Romanda iki ana karakter bulunuyor. Doğa ve Arzu. İkisi de cinayet büro memuru. Doğa bağımlılıkları olan ve mental açıdan sağlıksız biri. Babası emekli Emniyet Müdürü olan baş komiser yardımcısı Arzu ise daima amirlerinin övgüsünü kazanan başarılı bir memur. Roman bu iki ana karakter üzerinden ilerlese de, hikayedeki geriye dönüşlerle birlikte akışa yön veren karakterlerin sayısı giderek artıyor.

Polisiye Durumlar: Romanınızı kimlerin okumasını tavsiye edersiniz? “Kan Rüyayı Bozar” kimlere hitap ediyor?

Yazdıklarım polisiye/gizem/gerilim türüne ait olsa da Kan Rüyayı Bozar’ın kurgu okumayı seven her kesime hitap edeceğini düşünüyorum. Psikolojiye ilgi duyan, heyecan dolu bir hikâye okumak isteyen, şaşırmayı ve biraz da ürpermeyi seven, gizemli olayları çözme tutkusu olan, polisiyeyi bir zekâ oyunu olarak gören, romanlarda karakter derinliğine ya da girift kurgulara önem veren okuyucular için özellikle tavsiye edebilirim. Yine de türe ilgi duymayan okuyucuların bile Kan Rüyayı Bozar romanında hoşuna gidecek pek çok detay olduğunu sanıyorum.

Süleyman Baş'la Röportaj 8Polisiye Durumlar: Bu romanı yazmaya sizi yönelten ne oldu? Ele aldığınız konunun gerçek hayatta bir karşılığı var mı yoksa tamamen sizin hayalinizden çıkan bir kurgu mu söz konusu?

Aslında kitabın sonuna doğru okuyucunun heyecanını zirveye taşıyacak bir takım gelişmeler, ilk kez aklıma geldiğinde beni harekete geçiren temel motivasyon olmuştu. Ana fikri bulduktan sonra geriye bu heyecan verici hadiseleri ete kemiğe büründürmek, uygun karakterler oluşturmak, zaman ve mekân üzerine çalışmak ve diyalogları örüntülemek geldi.

Polisiye Durumlar: Sizce polisiye nedir? Polisiyenin olmazsa olmazları, kuralları var mıdır?

Roman söz konusu olunca kurallarla kısıtlanmak hoşuma gitmese de her türde olduğu gibi polisiyenin de içinde taşıması gereken bazı özellikleri olduğunu düşünüyorum. Polisiyede bana göre cinayet olmak zorunda değildir. Sherlock Holmes hikâyelerinin çoğu cinayet içermeyen suçların araştırılmasını konu edinir. Dolayısıyla ‘katil kim’ diye adlandırılan alt daldan hoşlansam da polisiyeyi bu alana sıkıştırmak istemem. Polisiye kitaplarda ironik olarak polis ya da dedektif de bulunmayabilir. Suçun çözülmesi zekâ gösterisine dayanmayabilir. Bütün bunlar romana tat katsa da bir gereklilik değildir bence. Hatta belki uç bir örnek olarak polisiye roman suç bile içermeyebilir. (Mesela suç zannedilen bir hadisenin aslında kaza olduğu ortaya çıkar vs…)

Bana göre polisiye türünde bir roman ya da hikâyede asgari olarak eskilerin muamma dedikleri ‘gizem’ bulunmalıdır. Yalnızca bu, kitabı polisiye vasfına sokmam için yeterlidir. Belki birçok polisiye okuruna göre çok geniş bir çerçeve ama benim kıstasım hikayede gizem olup olmadığıdır.

Ancak hoşuma giden polisiyelerin neredeyse tamamı; akıl oyunları ile dolu olan, heyecan ve gerilimi üst düzeyde yaşatan, okuyucu ile yazarı adeta bir yarış içine sokan, ters köşeleri ile şaşırtan, üslubuyla okuru kendisine bağlayan romanlardı. Yakın dönem polisiyelerde bu özellikleri pek bulamıyorum. Bu yüzden oyumu her zaman eskilerden yana kullanıyorum.

Polisiye Durumlar: Ülkemiz polisiyesinin yabancı polisiyeler kadar ilgi görmemesinin sebepleri sizce nedir?

Ülkemizde yakın döneme kadar edebiyatçılar polisiyenin kendisine ilgi göstermiyorlar, polisiye yazmayı aşağılık bir iş olarak görüyorlardı. Yazdığı polisiye kitaplarda (başta Cingöz Recai maceraları) Server Bedi müstear ismini kullanan Peyami Safa da buna dâhil. Safa, ünlü Fransız yazar Georges Simenon’un 1933 yılında Türkiye ziyaretinin gazetelere konu olmasına bozularak şöyle yazmıştı: “M. Simenon zabıta romanları yazarmış. Şüphesiz bu da bir kıymettir. Fakat iyi yemek pişirmek, iyi kundura yapmak, iyi traş etmek gibi… Yüksek bir san’at kıymeti değil. M. Simenon gibilerin marifeti, kitap okumayı çok sevdikleri halde, uzun ve derin düşünmeyi sevmeyenlerin bu dünyada her zaman ekseriyeti teşkil ettiklerini çakmış olmaktır.

Aslında sadece Türkiye’de durum böyle dersek haksızlık etmiş oluruz. Ünlü sanat eleştirmeni Willard Huntington Wright’ın polisiye eserlerini S.S. Van Dine takma adıyla yazdığını ve durum ortaya çıktığında kınandığını düşünecek olursak, dünyada da durumun pek farklı olmadığı ortaya çıkar.

Türkiye’de -en azından geçmişte- polisiye eserlere baktığımızda Amerika ve Avrupa ile arada bariz bir kalite farkı olduğunu da itiraf etmek gerekir. Polisiyeye has olan özelliklerin pek çoğu Türk yazarların kitaplarında kendisine yer bulamaz. Dolayısıyla polisiye diğer alanlara oranla biraz güdük kalmıştır.

Ancak ülkemizde, polisiye dışındaki türlere de fazla ilgi gösterildiğini sanmıyorum. Mevcut ekonomik sıkıntılara bir de genel olarak okumaya olan ilginin az olmasını ekleyecek olursak ortaya çıkan tabloya şaşırmamak gerekir. Neyse ki eskiye kıyasla yeni dönem çok daha parlak bir gelecek vaat ediyor polisiye okurlarına. Yine de epey bir süre satış rakamları aynı paralelde ilerlemeyecek gibi görünüyor.

Polisiye Durumlar: Son zamanlarda okuduğunuz ve izlediğiniz polisiyelerden hangilerini okurlarımıza da tavsiye edersiniz?

Çok fazla TV izlemediğim için son dönem film ya da dizi tavsiyesi veremeyeceğim. Ama eskilerden Alfred Hitchcock Presents ve Columbo’yu tavsiye ederim. Kitap olarak da yine eski yazarları işaret edeceğim: John Dickson Carr, Ellery Queen gibi isimlerin romanları gayet hoştur. Yine de bu soruya verilecek cevabı bu alanda benden çok daha fazla mesai harcayan kişilere bırakmalıyım.

Polisiye Durumlar: Yakın gelecekte yeni bir kitap ya da polisiye üzerine başka bir tasarımınız var mı?

Üç kısa hikâyeden (aslında her biri novella uzunluğunda) oluşan bir öykü kitabı çıkarmayı düşünüyorum. İki tanesini tamamladım. Kitaba adını verecek olan son öyküyü de kafamda bitirdim sayılır. Onu da yazdıktan sonra polisiye okurlarının huzuruna öykü türünde eserlerle çıkmış olacağım. Umarım romanlarımdan aldıkları keyfi, öykülerden de alabilirler.

Yazar:

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Turgut Şişman, PolisiyeDurumlar.com ve Dedektifdergi.com sitelerinin kurucuları arasında yer aldı ve halen polisiyeseverlerin ilgi ile takip ettiği bu iki projede aktif olarak görev almaktadır. Çeşitli kitaplarda ve online platformlarda hikaye ve makaleleri yayınlanan Turgut Şişman, Polisiye Yazarlar Birliği üyesidir ve 2005 yılından bu yana İngiltere'de yaşamaktadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum