Uğur Arık'la Röportaj 2

Uğur Arık’la Röportaj

Uğur Arık'la Röportaj 7Polisiye Durumlar: Merhaba Uğur  Bey. Son kitabınız “İstanbul Karası”, novella diyebileceğimiz iki uzun hikayeden oluşuyor. Bu kitabınızın yazılma ve yayınlanma serüveninden kısaca söz eder misiniz?

Merhaba herkese, “Taksi” öyküsünü yazarken aslında kafamda bir öyküden ziyade roman oluşturma fikri vardı ama hikaye bir roman için kısa, öykü için uzun bir novella oldu ve böyle daha güzel oldu diyebilirim. Sonra değerli polisiye yazarlarından uzun yılardır tanışıklığım olan ve beni sürekli yazmaya yönlendiren, kendisinden feyz aldığım Çağatay Yaşmut’un tavsiyesi ile yine bende yeri ayrı olan üstat bildiğim Gencoy Sümer hocam Dedektif dergi ailesi ile tanıştım. “Taksi” öyküsü beğenilip dergide yayınlandı ama benim aklımda bu hikayeyi kitaplaştırma fikri olduğu için yanına bir öykü daha yazmaya karar verdim ve “Soğuk Aşk” öyküsünü yazdım. “Soğuk Aşk” öyküsü de dergide yayınlandı. Sonra iki öyküyü kitaplaştırma fikrimi Gencoy hocama sundum ve olumlu dönüş olunca Herdem Kitap vasıtası ile bu iki hikaye “İstanbul Karası” adı ile kitaplaştı.

 

Polisiye Durumlar: “İstanbul Karası”ndaki uzun öykülerin konusu nedir? Bundan da biraz bahsetmenizi rica etsek?

Kitabımızdaki öykülerin konusu sokaklar, hayat ve kitabımızın ismi gibi İstanbul’un karanlık tarafı. “Taksi” Cüneyt Başkomiser ve yardımcısı Bülent Komiser ile tanışmamıza vesile olan öyküdür. Cüneyt Başkomiser uzun yıllar konuşmadığı taksicilik yapan kardeşinden gelen telefonla hiç istemediği bir cinayet soruşturmasının içinde bulur kendini. Bu öykünün içinde toplumda kadına bakış ve özgür kalmak için çabalayan bir kadının doğru ve yanlışlarını, para hırsını, yüzsüzlüğünü görüyoruz. Tam anlamıyla hayatın içinden diyebiliriz. “Soğuk Aşk” ise biseksüel bir barmenin öldürülmesi ile başlayan soruşturmayı anlatıyor. Hikayede İstanbul’un arka sokakları, toplumun cinsel yönelimlere bakışı, mafyacılık oynamaya kalkan tipleri, insanların iki yüzlülüğünü görüyoruz. İki öykü de toplumun içinden gelip toplumun kendisini anlatıyor.

 

Polisiye Durumlar: Romanınızın kahramanı olan dedektifinizi okurlarımıza biraz tanıtır mısınız? Onu yaratırken esinlendiğiniz gerçek ya da kurgusal bir karakter oldu mu?

Kahramanım Cüneyt Başkomiserin nevi şahsına münhasır bir karakter olmasını istedim. Onda diğer ünlü dedektiflerin özelliklerinden de biraz biraz olmasına özen gösterdim. Cüneyt Başkomiser de diğer sert polisiye ve noir dedektifleri gibi kaybedenler kulübü içinden geliyor. Adaletin yılmaz bir bekçisi ve eli ağır bir ağabeyimiz. Ayrıca çapkınlığa düşkün bir delikanlı Cüneyt Başkomiser kadınlar tarafından yüzü gülmeyen biri. Tek bir kusuru varsa ağzı çok bozuk, çabuk sinirleniyor her olumsuz durumda küfürden eksik kalmıyor. Mangal gibi bir yüreği var ama duygusal bir yanı da yok değil. Yufka yüreği zaman zaman ele veriyor kendini. Cüneyt Başkomiser bizden biri yani. Onu kısaca tatlı-sert ve babacan olarak tanımlayabilirim.

 

Uğur Arık'la Röportaj 8Polisiye Durumlar: Kitabınızı kimlerin okumasını tavsiye edersiniz? “İstanbul Karası” kimlere hitap ediyor?

Kitabımı herkesin okumasını isterim çünkü kitapta anlatılan iki öyküde geçen olayların daha fazlasını gerçek hayatta yaşıyoruz, okuyoruz, görüyoruz. İnsanların hayata olan inancına, adaletin tecelli edeceğine inandığı için onları korumaya çalışan Cüneyt Başkomiser ve Bülent Komiser her zaman bunun savunucusu olarak kalacak ve mücadele edecekler. Tüm edebiyatseverlerin ama ayrıca polisiyeye gönül verenlerin bu ikiliyi tanıyıp okumasını tavsiye ediyorum.

 

Polisiye Durumlar: Bu kitaptaki her iki novellayı yazmaya sizi yönelten ne oldu? Hikayelerinizdeki  konuların gerçek hayatta bir karşılığı var mı yoksa tamamen sizin hayalinizden çıkan bir kurgu mu söz konusu?

Aslında bunun cevabını diğer soruda vermiştim. İki öyküde toplumun farklı olmaya çalışana bakış açısını, kadının ve cinsel yönelimi farklı olan bir kişinin toplum içindeki yerini, gerçek hayatta yaşadığı zorlukları göreceksiniz. Yani hikayelerde gerçek hayattan parçalar mevcut. Tabii ki kurgu aşamasında kendi hayal dünyamın devreye girdiği yerler var. Sizine şöyle küçük bir anekdot paylaşmak isterim. “ Taksi” hikayesinin ortaya çıkması tamamen tesadüf diyebilirim. Bir taksi yolculuğu sırasında taksi şoförünün anlattığı bir hikaye bana yol açtı ve olayı kurgulayıp bu öyküyü ortaya çıkardım. Olayları gerçek hayattan almaya özen gösteriyorum ama tabi ki sonuçta hepsi birer kurgu. O zaman anlatılan hikaye farklı gelmişti ve zihnime kaydetmiştim. Zaten yazdıklarımızın çoğu etkilendiğimiz şeyler değil midir aslında?

 

Polisiye Durumlar: Sizce polisiye nedir? Polisiyenin olmazsa olmazları, kuralları var mıdır?

Bence polisiye, edebiyatın diğer kolları gibi hayatın her anında vardır ve kötüyü iyiden ayırmak da onun görevidir. Polisiye hayatın tam ortasında kriminal olayların çözümlenmesi, masum bir insanın aklanması yani adaleti öne çıkarması bakımından güven verir. Seni alır bambaşka bir zamana götürür. Bazen suçluyu ararken ara sokaklarda kaybolan geçmişini düşünür insan, bazen de maktulün yerine koyar kendini. Belki kendisi de o yollardan geçmiştir ama asıl önemli olan suçu işleyenin cezasını er yada geç çekecek olmasıdır. Adalet tam ortasıdır diyebilirim. Polisiyenin olmazsa olmazına gelince, bu gizemdir. Okuyucuyu son satıra kadar başka yerlere götürüp bırakmak ve asıl noktaya son anda getirmek bir marifettir. Bir polisiyeyi polisiye yapan insanı içine çeken meraktır.

 

Polisiye Durumlar: Ülkemiz polisiyesinin yabancı polisiyeler kadar ilgi görmemesinin sebepleri sizce nedir?

Tamamen tanınma ile alakalı ve ülkemizdeki yabancı hayranlığı buna etkendir diyebilirim. İnsanları suçlamak değil niyetim. Buna ben de dahilim ama yeni çıkan bir yerli yazar tanınmadığı için tercih edilmezken aynı dönemde çıkan, belki kalemi zayıf olmasına rağmen ismi ve uyruğu ile sizden bir sıfır önde olan yabancı bir yazar tercih edilebiliyor. Bunu yıkmak lazım. Biraz daha yeni yazarlara güven verecek, yazdıklarını yayınlayacak, onları tanıtacak aktiviteler gerekiyor. Burada dergilere ve yayınevlerine çok büyük iş düşüyor diye düşünüyorum.

 

Polisiye Durumlar:Son zamanlarda okuduğunuz ve izlediğiniz polisiyelerden hangilerini okurlarımıza da tavsiye edersiniz?

Son günlerde bir Metin Çakır hayranı olarak Armağan Tunaboylu’nun “Karakol Cinayetleri”,“Park Cinayetleri” kitaplarını okudum. Mizah ve polisiyeyi ortak bir potada eriten bu kitapları öneririm. Dedektif Dergi’nin düzenlediği Zehirli Kalem Öykü yarışmasında derece alan öykülerin yer aldığı “Elanor’un Kırmızı Beresi” kitabını şiddetle tavsiye ederim. Son olarak okuduğum Nurhan Işkın “Katilin Özrü” kitabını çok beğendiğimi belirteyim. İtiraf etmek gerekirse iyi bir film izleyicisi değilim ama Netflix yapımı “Bodygard” dizisi güzel bir polisiye, izlemeye değer.

 

Polisiye Durumlar: Yakın gelecekte yeni bir kitap ya da polisiye üzerine başka bir tasarımınız var mı?

Tabiî ki Cüneyt Başkomiser İstanbul sokaklarında yardımcısı Bülent ile suçlu avına kâh zorlanarak, kâh sıkılarak, bata çıka, adaleti ve asayişi sağlamaya devam edecek. Yakın zamanda olmasa da yine içinde öykülerimin yer aldığı bir kitap düşünüyorum.

Yazar:

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Turgut Şişman, PolisiyeDurumlar.com ve Dedektifdergi.com sitelerinin kurucuları arasında yer aldı ve halen polisiyeseverlerin ilgi ile takip ettiği bu iki projede aktif olarak görev almaktadır. Çeşitli kitaplarda ve online platformlarda hikaye ve makaleleri yayınlanan Turgut Şişman, Polisiye Yazarlar Birliği üyesidir ve 2005 yılından bu yana İngiltere'de yaşamaktadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum